Akyiğit: BMD geleceğe yatırım yapıyor

Kurumsallaşmanın en önemli adımının olaylara dünya ölçeğinde bakarak, yaşanılan değişimi sürekli takip edebilmek olduğunu belirten BMD başkanı Ekrem Akyiğit, kurumların varlıklarını sürdürebilmeleri için markalaşmanın kaçınılmaz olduğunu belirtti. İkinci kuşağın sektöre girmesiyle daha başarılı işler yapılacağını söyleyen Akyiğit, BMD bünyesindeki markaların ülkeye değer katacağına da dikkat çekti 

 

Ticaret hayatına 5 yaşında gazete satarak başlayan Ekrem Akyiğit, o dönemlerde eğitimin gerekliliğine pek fazla inanmaz. Daha sonra bir dönem antika halı tamirciliğine soyunur ve bu işi yaparken kendi ifadesiyle farkında olmadan yavaş yavaş bugünün temellerini atar. Çünkü eğitim, kültür, sanat, marka ve renklerin uyumuyla insanların beklentilerinin ne olabileceğine yönelik birikim sahibi olmaya başlar. Bir mağazada tezgahtar olarak çalışan Ekrem Akyiğit’in ağabeyi onu bir vitrincinin yanına girmesi için yönlendirir. Firmaların vitrin düzenlemelerini yaparken bir yandan da yeni ilişkiler kurmaya başlar. Sonraki dönemler dekorasyon ve mühendislik çalışmalarını öne çıkarır. İşyeri, ev ve mağaza dekorasyonu yapmaya başlar. Ardından 1987’de Bakırköy’de bir mağaza açarak yeni bir oluşumun içine girer. İki yıl sonra franchising anlaşmasını yaptığı firmayla yollarını ayırır. Bir marka arayışına giren Akyiğit, İtalyan Collezione (Türkçe karşılığı koleksiyon) ismiyle yoluna devam eder. Bu isim müşterilerin de hoşuna gider ve böylece kendi koleksiyonlarını üretmeye başlar. Üretime paralel olarak mağaza sayıları da artar. Derken Collezione 2000–2005 arası Türkiye’nin bir numaralı yaygın mağazası, ilk gece geç saatlere kadar açık kalan mağazası, (bu yüzden sektörde nöbetçi mağaza diye anılır) ilk pazar günleri açık, en fazla mal satan, en fazla ciro yapan, en fazla müşteriye ulaşan, müşteriye ürünü eder fiyatına satan ilk mağaza ve en çok bilinen marka olur. Ardından Ekrem Akyiğit, gelinen noktada kurum kimliğini sorgulamaya başlar. Bu devasa yapının temellerinin sağlam olup olmadığının cevabını arar. Küresel rekabette başarılı olacak bir firma yaratmanın yöntemlerini ve yollarını araştırır ve her şeyin anahtarının kurumsallık olduğunu görür.

                                 

MARKALAŞMA 1980 SONRASI BAŞLADI

 

Bütün verileri masaya yatırdığı zaman firmanın yanlış büyüdüğü kararına varır. Çünkü kurumsallaşmak yerine patron şirketi kimliğinin daha baskın olduğunu anlar. Yani bütün sorunlar Akyiğit’e geliyor ve kararlar yine onun tarafından alınıyordu. Bunun çok riskli ve sürdürülebilir bir yöntem olmadığını görür. Ancak bu sıkıntı sadece Collezıone’a özgü değil. Türkiye’deki birçok şirkette de yaşanıyordu. Ekrem Akyiğit’e göre şirketlerin ticarete yeni başlaması ve var olanların yüzde 85’inin patron şirketi olması, hem sistemin işlemesini, yenilenmesini ve değişmesini engelliyor hem de tıkanmasına yol açıyordu. Aile şirketlerinin dünyada ortalama ömrü 40 yıl ve eğer kurumsallaşma öne çıkmazsa bugünün rekabet koşullarında varlıklarını sürdürmeleri pek olası değil. Akyiğit, bu işin temelinde ekip ve yaşanmışlık sorununu tespit eder. Zira dünyadaki dev markalara baktığımız zaman 100 yıllık markaların bile kökenlerinin çok daha eskiye uzandığını görüyoruz. Bu markaların ülkeleri ticarete 200 yıl önce başlamış. Ekrem Akyiğit’in dediği gibi bizde de ticaret gerçek anlamda 1980’den sonra hareketlendi. Daha öncesinde eğitim ve planlama olmayınca ister istemez günübirlik kararlarla hareket ediliyordu. Kültürümüzdeki göçebelik de bunun nedenlerinden ve Akyiğit geçmişin bedelini şimdi toplum olarak ödediğimiz kanısında. Eğitime, ticarete uzun vade planlara geç başlayınca bazı sıkıntılar da beraberinde geliyor. Zira insanların eğitimsiz olması şirketlerin doğru konumlanmalarını engelleyince patron şirketleri küresel vizyonda kararlar alamadı. Dolayısıyla istenilen sayıda ve kalitede marka çıkarılamadı. Ülkemizde markaların 1980’den sonra çıkmasının nedeni uluslararası ticaretin gelişimi iletişim, girişimcilik gibi kavramların, nitelikli ve eğitimli kadrolarla birleşmesinden kaynaklandı. Şu anda sınırlı olsa da büyüyen markaların ortaya çıkması yine 1980 öncesi ve sonrası vizyon sahibi şirketlerin, liderlerin ve patronların sayesinde oldu.

 

ÜRETİM VE MAĞAZA DENGESİ İYİ KURULMALI

 

Ekrem Akyiğit, mağaza sayısının adet olarak iyi ama verimlilik olarak istenilen seviyede olmadığını görünce bunun kurumu aldatan sayısal bir fazlalık olduğuna karar verir. Durumun insan vücudundaki bir kolesterol fazlalığı gibi sıkıntı yaratacağını düşünür ve dengeleri kurmaya karar verir. Öncelikle insan kalitesini artırır. Sonra şirket içindeki işleyişi değiştirir. Herkesin, herkese her şeyi sorduğu ve ortada sahte bir başarının döndüğünü görünce yapıya zarar veren bu durumu düzeltmek için kolları sıvar. Bu noktada farklı olması gereken birimleri aynı sepetin içinden ayıklar. Bütün aksaklıklar giderildikten sonra şirketinde kurumsallaşmayı belli bir noktaya getiren Ekrem Akyiğit’tin yaşama ve ticarete bakışı da değişir. “Şu anda gelinen noktada bir aksaklık varsa ya da mağaza açılacaksa bana kimse gelmiyor. İşler kendiliğinden yürüyor. Çünkü artık denge oturdu. Bundan sonra yurtdışında mağaza açsak ya da yeni bir danışman gelse herkesin iş tanımı belli” diyen Ekrem Akyiğit’in mimiklerinden dünya ölçeğinde bir marka yaratmanın keyfi okunuyor.

 

 

MODA SÜREKLİ DEĞİŞİM YAŞIYOR

 

Ekrem Akyiğit 1980’li yıllarla birlikte çok şeyin değiştiğinin altını çiziyor. 1980’de ayrıca doğrama ve dekorasyon atölyesi sahibi olan Ekrem Akyiğit bir sabah işe geldiğinde şaşırır. Çünkü 35 çalışandan 30’u hazır giyim firmalarına çalışmaya gittiğini görür. Hazır giyimin emek yoğun ayağı o dönemlerde eğitimden fazla nasibini almamıştır. Emek yoğun işlerin batıdan doğuya, Avrupa’dan Türkiye’ye kayması pazarda insan kaynağı talebini artırır. Böylece sektör kendi içinde parçalanarak çoğalmaya başlar. İlk başta katma değeri düşük ürünler gelse de zamanla gelen nitelikli ürünlerle sektörün altyapısı büyür ve yan sanayi gelişir. Beraberinde insan kalitesiyle birlikte sektörde istihdam da artar. Bunlar yapılırken perakendeyle ilgili yapılanmalar da hız kazanır. Moda derseniz dünyada iletişim araçlarıyla hızla yayıldığı için tüketici beklentisi artar, sürekli moda değişimi ve arayışı yaşanır. Nüfusu genç olan ülke insanı işin iletişim, moda, tüketici ve perakende ayağını oluşturarak kendi markalarını yaratmaya başlar. Böyle gelişen bir talebi gören, iyi örgütlenmiş, yenilikçi ve tasarım yapan markalar ön plana çıkar ve sektörde geleneksel mağazacılık yerine organize mağazacılık gündeme gelir. Organize olan mağazacılar ise kayıtlı ekonomiye ve istihdama katkı sağlar. Gelişimlerini önemli ölçüde tamamladığını düşünen yerli markalar, ülkemize gelen yabancı markalarla yaşadıkça mevcut değişimin yetersiz ve eksik olduğunu görür. “Gerçek olan daha kurumsal bir yapıda olaylara dünya ölçeğinde bakarak sayılarla değişimi sürekli takip edebilmek” diyen Ekrem Akyiğit firmaları sürdürülebilir rekabet ve markalaşma düşüncesine, gelen yabancı markaların bilimsel davranışları, alışveriş merkezi furyası, pazar kaptırma korkusu, tüketici beklentilerinin değişimi ve değişen pazar koşularının ittiğinin altını çiziyor. Böylece sektör oyuncuları markalaşma sürecinde daha önce yaşadıkları değişime bir de yabancı markalardan elde ettikleri değerleri katarak dünya ligine hazırlanmaya başlar. Şimdi işler daha profesyonel bir yapıya bürünüyor. Sektörde ikinci kuşak işbaşına geliyor ve kendi birikimlerini de bu zamana kadar yapılanların üzerine koyunca ortaya ciddi bir potansiyel potansiyeli çıkıyor. Dolayısıyla Akyiğit, Türkiye’nin yakın zamanda bilgi, gelişmiş insan, hizmet ve marka alanında ciddi ihracat yapacağı kanısında. Zira eskiden yabancı şirketler ülkemize geldiğinde işin başına kendi ülke insanını koyuyordu ama şimdi iyi araştırdığında holdingin başına bile bir Türk yönetici getiriyor. Bu nedenle Ekrem Akyiğit de 10 yıl içinde ülkemizde çok şeyin değişeceği ve çok sayıda markanın dünyada önemli mesafeler alacağını söylüyor. Yani Türk ürünleri kalite algısı yaratacak ve dünyada aranılır olacak. Ayrıca insan kaynağı ya da ürün anlamında her alanda Avrupa’nın tedarikçisi olacak.

  

HESAPLI AMA KALİTESİZ ÜRÜNE KARŞI

 

Ekrem Akyiğit hazır giyim sektörünün daha fazla markalaşması adına kamuya çok iş düştüğünü belirtiyor. Yani sektörü geçmişe bakarak değerlendirmek yerine, geleceğe bakarak şekillendirme yoluna gidilmeli. Önemli olan gelecekte sağlıklı bir ülke ve ekonomi yaratmak. Bu nedenle o her şeyin hızlı yapıldığı bir dünyada sadece ucuz diye çok uzaklardan kalitesiz ürünlerin gelmesinden yana değil. Bunun yerine tüketicinin beklentilerine seri cevap veren firmalara katkıda bulunarak kalıcı ve dünyanın tercih ettiği markalar oluşturmayı tercih ediyor. Keza dünyadaki pasta çok büyük. 2007 verilerine göre kaliteli hazır giyim üretiminin yüzde 28’i AB ülkeleri, yüzde 6’sı gelişmiş ülkeler, yüzde 4’ü Türkiye ve yüzde 11’i ise diğer ülkelerde üretiliyor. Bir de katma değeri düşük ürünler var. Bunun yüzde 51’i Uzak Doğu’ya kaymış durumda. Bu paydan yüzde 2’lik bir bölümünü Doğu ve Güney Doğu’ya aktarılırsa rekabet eden, kendine yeten ve ülke istihdamına katkıda bulunan bir potansiyele oluşturmak mümkün. Bunun için gelişmiş ve gelişmesi gereken bölgelerin ihtiyacına bakarak teşvik ve destekler verilmeli.

  

MARKALAŞMA MARMARA’DA YOĞUN

 

Ekrem Akyiğit eğer hazır giyim sektöründe iyi bir planlama yapılırsa doğuda ciddi istihdam yaratılacağı ve Marmara’da ise markalaşmanın daha yoğun olacağının altını çiziyor. Kaldı ki bir yandan Anadolu’daki işsizlik nedeniyle büyük kentlere yapılan göç beraberinde çarpık kentleşmeyi getiriyor. Ancak Akyiğit bu sorunun çözümünün basit olduğunu ama biraz özveri gerektiğini belirtiyor. Fotoğrafa baktığımız zaman durum ortada. İhracatımızın büyük bölümü Marmara bölgesinden yapılıyor. Ağırlık da İstanbul’da. Ülkenin bu bölümünde sektör çok iyi konumlanmış ve Avrupa’yla rekabet yapacak düzeyde. Tesisleri de yeni ve bilinçli ikinci kuşak da işin başına geçiyor. Dolayısıyla AB’ye yapılan ihracatı yükseltmek için gelişmiş bölgelere teşvik ve destek verilmeli ama bu istihdam veya vergi avantajına dönüşmemeli. Bunun yerine tasarım, koleksiyon, Ar-Ge, danışmanlık ve yenileme gibi konulara teşvik verilmeli. Akyiğit, “Zaten AB’ ile kendi sektörümüzü karşılaştırdığımız da tek avantajımız fiyatımız. AB’nin bizden üstün olan markalaşma, koleksiyon, tasarım, araştırma ve yenilikçilik gibi konuları standartlarının üzerine çıkarabilirsek pastadan hak ettiğimiz payı alacağız” diyor. Çarpık kentleşmenin en önemli etkenlerinden olan göç engellendiği sürece bazı sorunların da kendiliğinden çözüme ulaşacağını söyleyen Akyiğit şöyle devam etti: “Göçü önlemenin en önemli kriteri insanların yaşam standartlarını bulundukları coğrafyada yükseltebilmek. Ayrıca ülkemizde yatırım maliyetleri yüksek olduğu için kendi yatırımcımız da rekabet edebilmek adına daha ucuza üretim yapabileceği ülkelere gidiyor. Oysa bazı teşviklerle bu yatırımlar Doğu ve Güney Doğu’da gerçekleştirilebilirse dengeler daha sağlıklı kurulur. Ayrıca bölgede yaşayan 18–19 milyon civarı insandan ortalama 4–5 milyon işgücü de çıkarmak mümkün.

  

YATIRIMLAR DOĞUYA KAYMALI

 

Şimdi orta kalitedeki mallar için doğuya yatırım yapmazsanız batıya göç devam eder. Yaparsanız göçü engeller, kentleşme daha düzgün olur ve bölgede istihdam sağlarsınız. Dolayısıyla bölgeye istihdam, enerji ya da vergi konularında destek vererek orta düzeydeki yatırımlar kaydırılmalı. Ayrıca uzun vadeli sermaye desteği de verilmeli. Bölgenin gelişmesine katkı sağlamalı. Verilere göre geçen yıl KOSGEB’in sağladığı 25 milyon TL istihdam desteğini İstanbul ve Kocaeli almış. Oysa doğuya hesaplı ürün yapan markaları konumlandırırsanız o insanlar ürünlerini satacak, vergisini verecek ve istihdam sağlayacak. Yani ekonomi hareketlenecek. Yabancı ve yerli markalar da Türkiye’de satacağı malın üretimini yine burada yaptıracak. Ülkemizde katma değeri yüksek markalar da üretimini batıda yapacak. Böylece hem döviz ülkede kalacak hem de ihracat payımız artacak.”

  

ALIŞVERİŞ MERKEZİNİN VERİMLİLİĞİ ÖNEMLİ

 

 Ekrem Akyiğit, başta İstanbul olmak üzere plansız yapılanan alışveriş merkezlerinin doğru konumlanamamasının pazara, gelecekte ekonomiye ve markalara vereceği zarara dikkat çekiyor. Ona göre eğer bir noktada alışveriş merkezi yapılacaksa tüketiciye, markaya ve lokasyona yaratacağı fayda iyi araştırılmalı. Dolayısıyla alışveriş merkezleri kurulumu bir standarda bağlanmalı. “Çünkü alışveriş merkezleri rant mantığında yapıldığı sürece çözülmesi zor problemler yaratacak” diyen Akyiğit “Mutlaka şehir planlaması yapılmalı. Belirli bölgelerde alışveriş merkezi asri mezarlığı oluşturmak üzere aynı bölgeye dokuz tane alışveriş merkezi yapılıyor.

Ziyaretçi sayısındaki doğal çekim gücü, devamlılığı, içindeki mağazaların karması, lokasyona uygunluğu, doğru metrekarelerde adil kiralama fiyatlamaları, giderlerin adil olması alışveriş merkezinin başarılı olmasında etken. Şu anda birkaç tane alışveriş merkezi dışında performansı iyi olan yok. Halbuki bunların birçoğu kısa süre öncesine kadar komşu alışveriş merkezi gelene kadar iyiydi. Şimdi yeni yöntemler geliştirdiler. Dolmayan alışveriş merkezleri firmalara franchising vererek kontrat yapmaya çalışıyor. Plansız ve denetimsiz yapılan alışveriş merkezleri yüzünden yarınlara ekonomisi bozuk, markaların yaşayamayacağı ya da verimsiz bir perakende sektörü bırakılmasından kaygılıyım” dedi.

  

AVM ENVANTERİ OLUŞTURMALI

 

Akyiğit, “1980’de tekstil ve hazır giyim hareketlendiğinde planlı konumlansaydı şu anda sanayi envanteri olurdu” diyerek şöyle devam etti: “Kurumsal hafıza olmadığı için sanayi yatırımlarında planlama yok. Örneğin; Kırklareli’ne 49 adet 60 ay vadeli stoll makineyle triko örme tesisi kurduk. İki yıl içinde bu koşular tüm girişimcilere cazip geldiği için inanılmaz sayıda plansız arz-talep dengesinin üstünde yatırımlar yapıldı. Bu durum makine borçlarını ödemek için üretilecek ürünün fiyatını kırma rekabetine dönüştü. Organize üreticiler bu rekabete dayanamadı. 60 ay vadeli makinenin henüz yüzde 15’inin yatırım maliyetini karşılamışken arz-talep değişikliğinden yüzde 70 zararla makinelerini sattı. Dövize endeksli borç ödemeye devam eden firmalar hem kendini hem de sektörü olumsuz etkiledi. Benzer durum alışveriş merkezleri planlaması yapılmazsa arz-talep dengesi bozulduğunda markalar, yatırımcı, sektör ve bunların yansıması olarak da ekonomi zarar görecek.”

  

CİRO BAZLI DOĞRU KİRALAMA KAÇINILMAZ

 

 Ekrem Akyiğit bütün bu çalışmaların amacının tüketiciye fayda yaratmak olduğuna dikkat çekiyor. Dolayısıyla iki tarafın kazanacağı yöntemle markaların gelişimine de fayda sağlamak olası. “Sürdürülebilir paylaşım istiyoruz” diyen Ekrem Akyiğit alışveriş merkezlerinin yaşayabilmesi için önce yönetiminin iyi olması gerektiğini belirtiyor. Alışveriş merkezlerinde yer alınırken bir emlak danışmanıyla değil, merkezin yöneticisiyle muhatap olunması gerektiğini vurgulayan Ekrem Akyiğit, her zaman iyi bir kiralama ve profesyonel bir yöneticinin olmasını tercih ediyor. Çünkü ona göre iyi yönetici tüketiciyi alışveriş merkezine çekmeli. Sonra başarı ya da başarısızlık markalara ait. Dolayısıyla herkes malına ve yönetimine güvensin ve kiralar mağazaların satışlarına endekslensin.

“Şu anda kira veriyoruz ama yönetim ziyaretçiyi getirme derdinde değil. Kiralama yapıldıktan sonra müdür idari işler yapıyor. Oysa sektörün ihtiyacı pazarlama yeteneği gelişmiş, dünyadan haberi olan yöneticilerden geçiyor. Bundan sonra söylemimiz ciro bazlı kira” şeklinde açıklamada bulunan Ekrem Akyiğit, kendine güvenen alışveriş merkezinin elini taşın altına koyacağına dikkat çekiyor.

  

MARKALARIN SOSYAL SORUMLULUKLARI VAR

 

Birleşmiş Markalar Derneği (BMD) üyesi olmak için markanın vizyon sahibi ve etik kurumsallaşmada eğitimli olması gerekiyor. BMD ülkenin gurur duyacağı markaları birleştirici özelliğiyle gelecek için önemli köşe taşlarından biri. Çünkü ülkeler markalarıyla güçlü. Bu anlamda BMD ve üye markalar çok özel. Çünkü bu markaların sosyal sorumlulukları da var. 27 bin satış noktasında olan BMD, her gün 1 milyon 800 yüz bin tüketiciye ulaşıyor. Toplam 1 milyon 600 metrekare satış alanına sahip markalar üretim ve organize mağazacılıkta 150 bin kişiye istihdam sağlıyor. 130 şirket, 250 markayla bulundukları sektörde önemli projelere imza atıyor. Yıllık ciroları 11 milyar TL civarında. BMD ayrıca perakendeciliğin standartlarını belirleyen eğitimler veriyor. Marka algısının yaratılmasına, insan kaynaklarının eğitimine, işgücünün gelişmesine, kayıtdışı ekonominin kayıt altına alınmasına ve ilgili kanun ve yönetmeliklerin hazırlanmasına görüş bildirerek katkı sağlayan bir vizyona sahip. Dolayısıyla katkı sadece sektöre değil ülkeye. Özellikle Turquality sahibi firmaların sayısını çoğaltmak ve markalara destek vermek BMD’nin vazgeçilmezleri arasında.