Modaya küresel ayar

Yaşanan küresel ısınma ve ABD’de başlayıp dünyayı etkisi altına alan küresel kriz moda sektöründe de farklı yol haritalarının belirlenmesine yol açtı. İklim değişiklikleriyle birlikte kumaştan tasarıma kadar değişen trendleri gündeme getirdi. Ekonomik krizle birlikte yeni stratejiler belirlemek zorunda kalan sektör tam anlamıyla küresel ayarla karşı karşıya      

Moda küresel vurgun yedi 

Son günlerde sıkça konuşulan küresel ısınma ve

 küresel ekonomik krizden etkilenen moda sektörü bir yandan kriz yönetim planları için arayışına devam ederken diğer yandan da daha fonksiyonel ve akıllı kumaşlarla yeni trendleri belirlemeye devam ediyor.

  

 

Önce tüm dünyayı etkisi altına alan ve yaşadığımız gezegeni tehdit eden küresel ısınmanın olumsuz etkileri konuşuldu. Küresel ısınmayla birlikte bir kenardan canlı türleri yok olmakla karşı karşıya kalırken diğer yandan da üretim ve hizmet modellerinde değişiklikler gündeme geldi. Sanayi kuruluşları üretimlerini daha çevreci koşullarda yapmanın yolunu aradı. Moda endüstrisi de değişen bu koşullarda yeni akım ve trendlerin oluşumuyla farklılaşan iklim koşullarında yeni koleksiyonlar belirleme yoluna gitti. Böylece kışın kalın paltolar ve sıkıca giyinmeler yerini daha ince ürünlere ve rahat giyinmeye bıraktı. Küresellik kendini iyiden iyiye hissettirmişti ki derken Amerika’da başlayıp dünyayı etkisi altına alan kriz moda sektörüne yeni bir şekil verdi. Böylece işletmeler maliyet hesaplarını yeniden gözden geçirmek zorunda kaldı. Son yıllarda dünyaya açılan ve kendi mağazalarını açmaya başlayan Türk markaları gittikçe zorlaşan bu rekabet ortamında yeni oluşumları hesaplamak zorunda kaldı. Konumu gereği küresel olan moda yaşanılan değişimlerle sürekli küresel ayar yapmak durumunda kalınca değişen bu koşulları ve firmaların yapması gereken ayarları Collezione Akyiğit Mağazacılık A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı ve Birleşmiş Markalar Derneği (BMD) Başkanı Ekrem Akyiğit’le konuştuk.  

 

FONKSİYONEL MALZEMELER ÖNEM KAZANDI 

 

Öncelikle dünyanın gündeminde olan küresel ısınmanın imalattan koleksiyonlara kadar sektörü nasıl etkilediğine değinen Ekrem Akyiğit şunları söyledi: “Günümüzde küresel ısınma tekstil sektöründe üretimden tasarıma, satıştan görsel sunuma kadar birçok dinamiği değiştirmiş durumda ve değiştirmeye de devam edeceğe benziyor. Başta tekstil hammaddelerinin kalitesi, üretim lokasyonlarının değişiklik göstermesi veya kumaş teknolojilerinin gelişmesi gibi etkilerini sıralayabiliriz. Üretim aşamasında kalın ve pamuklu kumaşlar yerini ince akıllı kumaşlara, organik hammaddelere bıraktı. Beraberinde fonksiyonel tekstil malzemeleri önem kazanmaya başladı. Küresel ısınmanın etkisiyle değişim gösteren trendler tasarım aşamasını da doğrudan etkiliyor. Küresel ısınmanın ‘kuraklık, susuzluk, doğal afetler, çölleşme’ gibi çevresel etkileri de gözle görülür bir şekilde görülmeye başladığı için markaların konuyla ilgili kamusal ve sosyal sorumluluk bilincinde de yükselme kaydedildi. Küresel ısınmanın dünyamıza getireceği tehlikelere karşı firmalar bilinçlendi ve üretim teknolojilerinde bu hassasiyeti göstermeye başladı. Dünyaca ünlü modacıların, moda devi markalarla yaptıkları sosyal sorumluluk kampanyaları zaten sektörümüzde konunun ne kadar önemli bir gündemi işgal ettiğini gösteriyor.” 

 

TRENDLER EKOLOJİK DENGEYE UYUM SAĞLIYOR 

 

Ekrem Akyiğit küresel ısınmayla birlikte mevsimselliğin önemini iyiden iyiye yitirmeye başladığının altını çiziyor. Üretici şirketlerin kalın, yünlü kumaşların yerine dört mevsim kullanılabilecek ince ve koton kumaşları tercih etmeye başladığının altını çizen Ekrem Akyiğit: “Artık fonksiyonel ve akıllı tekstil kumaşları koleksiyonlarda yer alıyor. Trendler çevreye ve ekolojik düzene uyum sağlayan ürünlere kaydı. Teknik üretim ve organik tekstil kavramı önem kazandı. Birçok Türk firması bu konuda çalışmalar yapıyor. Çevreye duyarlı üretim, dağıtım, paketleme teknolojileri öne çıkıyor” dedi.  

 

YENİ STRATEJİLER BELİRLENMELİ 

 

Moda endüstrisini etkileyen sadece küresel ısınma değil. Son günlerde borsaları allak bullak enen ve dünyayı kasıp kavuran ekonomik kriz de dengeleri değiştirdi. Artık işletmeler markalarını geleceğe taşımak için daha iyi hesap yapmak ve yeni stratejiler geliştirmek zorunda. Kriz ülkemizde kendini henüz tam olarak hissettirmese de orta ve uzun vadede etkileri olacağı için işletmelerin iyi bir kriz yönetimi yapması kaçınılmaz. “Daralan pazar payına bakıldığında ekonomik krizin doğrudan olmasa da dolaylı olarak sektörü etkilediğini ve etkilemeye devam edeceğini düşünüyorum” diyen Ekrem Akyiğit sözlerini şöyle sürdürdü: “Uzun vadede sektörün etkilenebileceği başka bir nokta da ihracat politikaları olacak. İhracatın yapıldığı ülkelerdeki finansal çalkalanmalar ve Avrupa’da hissedilen ekonomik durgunluk ülkemizin dış ticaret hacmini etkileyecek. Dolayısıyla zaten iyi seviyelerde olmayan büyüme hızında bir düşüş gerçekleşecek.”  

 

DOĞRU YOL HARİTALARI BELİRLENMELİ  

 

İyi bir kriz yönetimi için alınması gereken önlemlerin altını çizen Ekrem Akyiğit:Sektörde öncelikle sıkı para politikaları uygulanmalı, piyasalarda asla güvensizlik yaratıcı ve doğruyu yansıtmayan mesajlar verilmemeli. Maliyet ve bütçe disiplinlerine önem verilmeli, farklı varyasyonlardan oluşan eylem planları hazırlanmalı, her ihtimale yönelik kriz aksiyon stratejileri oluşturulmalı. Geçtiğimiz dönemde yaşanan kriz tecrübeleri incelenmeli, ihtimaller ve yol planları bu doğrultuda hazırlanmalı. Tüm sistemlerin likiditeyi sağlamasına önem verilemeli. Bu süreçte batan firmaların batmaları krizle alakalı değil pazarı iyi izlememekten batması muhtemel olacak. Bu nedenle de pazar çok iyi analiz edilmeli ve stratejiler ona göre belirlenmeli. Her ne kadar kriz finans dünyasında olsa da reel sektöre mutlaka etkisi olacak. Böyle dönemlerde insanların satın alma eğilimlerinin, likidite oranının azalması ve harcamaların kısıtlanması iç pazardaki büyümeyi etkiler, işsizlik oranı artar” açıklamasında bulundu.   

 

2009’UN DAHA ZORLU GEÇMESİ MUHTEMEL 

 

Krizin ekonomideki ilk etkilerinin likiditede olacağına işaret eden Ekrem Akyiğit sözlerini şöyle tamamladı: “Piyasalarda ciddi bir likidite darlığı yaşanabilir. Dünya borsalarındaki çalkantılar, ani iniş çıkışlar, Dolar ve Euro’nun değişkenliğiyle banka faizlerindeki hareketlilik perakende ve diğer sektörleri hem yatırım hem de aksiyon anlamında etkileyebilir. Bir başka sorun da ithalatta oluşan açık ve döviz kurlarının yükselişiyle ithalata ödenen YTL’nin döviz karşılığının artması ve iç üretim fiyatlarının şişmesiyle muhtemelen iç pazar daralacak. Bankacılık sisteminde sermaye yeterlilik oranları yükselecek. 2009 yılında 36 milyar dolar geri ödemesi olduğu öngörülen Türk şirketleri için önümüzdeki bir yıl hem borç bulmanın zor olacağı hem de bulunan borcun maliyetinin de hayli yüksek olacağı bir dönem olacak. Darlık sebebiyle beraberinde faizlerin yükselmesi mümkün. Enflasyon yükselecek ekonomi üzerindeki baskı artacak. Muhtemelen borç daha fazla faizlerle alınan borçlarla kapanacak, planlarını iyi yapanlar kriz ortamını fırsata çevirmeyi başaracak ama yapamayanlar oldukça olumsuz etkilenecek.”