Turan: Ülkeleri bile markalar yönetiyor

Comfort tarzı ayakkabı üretimiyle sektörde farklı bir kulvarda ilerlediklerini söyleyen King Paolo’nun sahibi Hüseyin Turan, ülkeleri markalar yönettiği için firmaların mutlaka markalaşması ve dünyaya açılması gerektiğini söyledi

 

 

Ayakkabı sektörüne mağazacılıkla başladıklarını söyleyen Hüseyin Turan ardından 2 yıl içinde ikinci mağazalarını, daha sonra üçüncü mağazayı açarak perakende sektöründe kendilerine yer edindiklerini belirtti. Bunun ilk göz ağrıları olarak firmalarının gelişmesine paralel bir amiral gemileri olduğuna işaret eden Hüseyin Turan şu bilgileri verdi: “Ardından ufak bir atölye kurduk. Amacımız mağazalarımızın ihtiyaçlarına göre üretim yapmaktı. Aynı dönemlerde Rusya ve Balkanlar’dan ciddi bir talep geliyordu. Bu talep iç pazarda mal bulma noktasında sıkıntı yarattı. Bu nedenle 20 kişilik bir kadroyla atölyede üretime başladık. Kişilik olarak elimdekilerle yetinmemek ve sürekli yeni bir şeyleri geliştirmek gibi bir özelliğim var. Bu beni sürekli tetikledi ve yeni bir şeylere yöneltti. İmalatta kaliteye çok önem veriyoruz. Bu nedenle müşteri memnuniyetini her zaman önde tuttuk. Bu anlayışımızla önemli ölçüde başarıyı yakaladığımızı söyleyebilirim. Her şeyden önce imalat yeniliklere çok açık ve zevkli bir iş. Bu nedenle imalat bizi zamanla kendine çekmeyi başardı. Comfort tarzı ürünler dünyada çok tutulmasına rağmen ülkemizde pek pazar bulamıyordu. Ülkemizde ayakkabı kültürü yeterince gelişmediği için bu anlamda pazarda da istenilen büyüme yakalanamıyordu. Avrupa ülkelerinde insanlar ayakkabı alırken öncelikle rahatlık ve sağlık üzerinde duruyor. Türkiye’de ise şıklık ve görüntü öne çıkıyor. Gelişmişlik kültürle alakalı olduğu için bunun bir süreç olduğuna inanıyoruz. İlk comfort ürünü tasarladığımız zaman buna artı olarak neler katacağımızı araştırmaya başladık. İlk projemiz yaklaşık 7 yıl önce ayakkabı içine yerleştirilen bir düzenek sayesinde ayakkabının içindeki kirli havayı dışarı atarak bakteri oluşumunu engellemek amacındaydı. Ayakkabı nemi, ayaktaki bakterileri artırıyor ve özellikle şeker hastalarında bu durum yaralarla sonuçlanıyor. Bu fikirle yola çıktık ve mühendis arkadaşlarla görüştük, çizimler yaptık. Fikir ortaya çıktı fakat bunu hayata geçmesi biraz zaman aldı. İki yıl boyunca sistemin kalıplarını yaptırmak için araştırdık. Ne yazık ki bizden çok ciddi paralar istenildi. Daha sonra bir beyaz eşya firmasına hassas kalıplar yapan bir firmayı bulduk. Önce yapmak istemediler. Biraz fazla para vererek firmayı ikna ederek kalıpları yaptırıp üretime başladık. Türkiye comfort ürünleri pek tercih etmediği için ilk başta biraz sıkıntı yaşadık. Bayiler bu malların satılmayacağını söyledi. Buna rağmen birer çift olarak satış noktalarına bu ayakkabıları konsinye bıraktık. Sloganımız ise ‘Şıklıktan önce rahatlık’ ve ‘Klimalı ayakkabı’ydı. İnsanlar ürünü giydikçe memnun kaldı.”

VÜCUTTAKİ ELEKTRİĞİ ATIYOR

 

Zamanla comfort ürünleri geliştirme kararı aldıklarını ifade eden Hüseyin Turan bunu yaparken hamileler ve şeker hastaları için özel ayakkabı yaptıklarını söyledi. İnsanlar şık ayakkabı istedikleri için konforla şıklığı birleştirme kararı aldıklarını vurgulayan Hüseyin Turan şöyle devam etti: “Belli ölçülerin standart kalması gerektiği için bu noktada biraz zorlandık. Bir süre sonra amacımıza ulaşarak hem şık hem de rahat bir koleksiyon oluşturduk. Markalaşmanın en önemli etkeninin insanların karşısına kaliteli ürünle çıkmak olduğunu bildiğimiz için bundan taviz vermedik. Bunu başardık ama başarıyı devam ettirdiğiniz sürece zirve denen o zor yerde kalırsınız. Yaklaşık iki yıldır farklı bir projemiz var ve bununla ilgili olarak doktor arkadaşlarla sürekli iletişim halindeyiz. Ürüne yoğunlaştıkça farklı fikirler ortaya çıktı. Bir gün iş güvenliğiyle ilgili personele eğitim veriyoruz. Eğitim programında Amerika’da bir kadının arabaya benzin koyarken vücudundaki statik elektrik nedeniyle arabanın parladığını ve alev aldığını gördük.  Hemen üniversitedeki hocalarımızla görüştük ve insan vücudundaki statik elektriğin atılmasıyla ilgili bir rapor hazırladılar. Kösele ve lastik ayakkabılar nedeniyle statik elektrik dışarı atılmadığı için vücutta ciddi sıkıntılar yarattığı ortaya çıktı. Sinirlilik, kas, baş ve adale ağrısı gibi rahatsızlıkları ortaya çıkardığını gördük. Buradan hareketle yeni bir ürün geliştirdik. Ürünü önce üniversiteye verdik ve testlerini yaptırdık. Testleri geçtikten sonra ürünlerimizi piyasaya sunmaya karar verdik. Bütün bu çalışmalarla insanların ayakkabı alanında ciddi yeniliği ihtiyacı olduğunu gördük.”


ORTOPEDİK VE ANATOMİK AYRIMI YENİ ANLAŞILDI

 

Bundan üç yıl önce bir üniversiteyle Türkiye’nin ayak profilini araştırdıklarını söyleyen Hüseyin Turan Amerika’dan bir alet getirerek şeker hastası, değişik yaş ve kilolu insanlar üzerinde yaptıkları bu çalışmalar sonucunda çok ilginç sonuçlara ulaştıklarına dikkat çekti. Araştırmanın yüzde 90’ını üniversiteli gençler üzerinde gerçekleştirdiklerini vurgulayan Hüseyin Turan sözlerini şöyle sürdürdü: “Sonuçta her 100 kişiden 95’inin ayağı bozuk çıktı. Bunun nedenlerinden biri çocuk yaşta doğru ayakkabı giyilmemesi. Çocuk iki yaşına gelene kadar giydiği ayakkabı anatomik ve bileği kavrayan özelliği sahip olmalı. Türkiye’de ortopedik diye satılan ayakkabılar aslında anatomik. Ortopedi ayaktaki kusura uygun reçeteyle yapılan ayakkabıya denilir. Sektördeki üreticiler dahil ortopedikle anatomik ayrımını daha yeni öğrenmeye başladı. Ayakkabı standartları bile biz bu işe başlamadan kimsenin umurunda değildi. ‘Ortopedik’ deniliyor ve satılıyordu. Biz dünyanın değişik ülkelerine ürün satıyoruz. Ürünlerimizde doğal lateks kullanıyoruz ve bu vücudun ağırlığını sübvanse eder. Bir yıl kullansanız da ezilme payı değişmez. Böylece ayak yürüyüş esnasında eski haline gelir. Comfort ayakkabıda dünya standartlarında ürün yaptığımız için markamız kabul gördü. Bu nedenle Türkiye’de yaptığımız ayakkabıları çok rahat dünyada satabiliyoruz. Ayrıca çok problemli ayaklar için de bir koleksiyonumuz var.”

ÜLKELERİ MARKALAR YÖNETİYOR

 

Dünyada markadan güçlü bir şey olmadığını, ülkeleri bile markaların yönettiğine değinen Hüseyin Turan; “Bunu Çin’e gidince daha net gördüm. Çin’de 10 Dolar’a yapılan ürün 100 Dolar’a satılıyor, Çinli de gidip o ürünü alıyor. Eğer kaliteli ürün yapıp markalaşırsanız dünyada size sizden başka rakip olmaz. Çalışmazsanız hemen bir rakibiniz çıkar.  Bugün Çin, yarın başka bir ülke çıkabilir. Bunlar kaçınılmaz. Belki moda ağırlıklı ayakkabı yapmıyoruz ama dünyada comfort tarzı ayakkabı yapanlardan farklı koleksiyonlar hazırladığımızı söyleyecek kadar iddialıyız. Biz şık ayakkabıyla comfortu birleştirerek bir çığır açtık. Moda tüketime teşvik edip insanların şekillerinin değiştirilmesi demek. İnsanlar heyecanını kaybetmediği sürece moda bazen geçmişe döner bazen de yeni bir şey olar ama hareketlilik her zaman devam eder. Bütün bunlara marka bilinirliğimizi de ekleyerek büyük bir başarı yakaladık” dedi.  

AYAKKABI İKİ GÜNDE BİR DİNLENDİRİLMELİ

 

Ürünlerinin memnuniyet oranının yüzde 95’in üzerinde olduğunu vurgulayan Hüseyin Turan sözlerini şöyle tamamladı: “En büyük sıkıntımız memnun olmayan 5 kişiden dördü. Bunlar ürünü çok uzun süre giymiş, ayakkabı hiç dinlendirmemiş. İnsanlar ayakkabılarımızı giydikten sonra kolay kolay çıkarmak istemiyor. Oysa ayakkabı en az iki günde bir dinlendirilmeli. Ayakkabının dış etkenlerden, ayaktaki nemden korunması önemli. Nefes alması ve oda sıcaklığında kuruması gerekir. Kurusun diye soba arkasına bırakılmamalı. Ayakkabı akşam eve geldikten sonra hafif nemli bezle silinerek üzerindeki toz alınmalı. Piyasadaki hazır boyalarla boyanmamalı. Vernik içerikli boyalar derinin nefes alma özelliğini yok eder. Sezon geçişlerinde bir ürünü kaldırırken kalıbın bozulmaması için en azından bir gazeteyle içini doldurmalı. Bunlara dikkat edilirse bir ürün yıllarca rahat giyilebilir. Oysa bizdeki ayakkabı kültürü aldıktan sonra hiç çıkarmamak üzerine kurulu. Kimse bir gömleği iki-üç gün üst üste giymiyor. Dolayısıyla vücudun bütün yükünü çeken bir ayakkabı da her gün giyilmez. Ayrıca asidin en fazla dışarı atıldığı yer ayaklarımız.